Çocukları Başarıya mı, Hayata mı Hazırlıyoruz?

Bazı kitaplar vardır; son sayfasını kapattığınızda aslında bitmez. Hikâyesi sona erer ama bıraktığı sorular yaşamaya devam eder. Yaşlı Adam ve Deniz benim için bu kitaplardan biri oldu.
İlk bakışta denizde geçen sade bir balıkçılık
hikâyesi gibi görünse de, satır aralarında hayata, öğrenmeye ve karakter
gelişimine dair güçlü bir anlatı barındırıyor. Santiago'nun denizde verdiği
mücadele yalnızca yaşlı bir balıkçının değil, insanın zorluklar karşısındaki
duruşunun hikâyesi.
Romanın benim için en unutulmaz cümlelerinden biri şu:
"Ama insanoğlu yenilgi için yaratılmamıştır.
İnsan yok edilebilir ama yenilemez."
Bu cümle yalnızca Santiago'yu anlatmıyor, hayatın her alanına dokunuyor.
Santiago günlerce balık tutamaz.
Vazgeçmez.
Nihayet dev bir balık yakalar. Tam her şey yoluna
girdi derken köpek balıkları gelir ve büyük emekle kazandığı avını parça parça
alıp götürür. Kıyıya döndüğünde geriye yalnızca balığın iskeleti kalır.
Dışarıdan bakıldığında Santiago kaybetmiş gibi görünür.
Oysa onun asıl kazancı balık değil, mücadeleden
vazgeçmeyen karakteridir.
Santiago bir günde böyle biri olmadı. Denizin öğrettikleri, yaşadığı başarısızlıklar ve yılların biriktirdiği deneyimler onu bugün bildiğimiz Santiago'ya dönüştürdü.
Aslında çocuklar için de süreç bundan çok farklı işlemiyor.
Bugün çocuklarımızın başarılı olmasını istiyoruz.
Onlar için en iyi imkânları sunmaya, yollarındaki engelleri kaldırmaya
çalışıyoruz. Bunun arkasında büyük bir sevgi var. Ancak bazen iyi niyetle
onların aşmaları gereken küçük güçlükleri de fark etmeden ortadan
kaldırabiliyoruz.
Düştüğünde hemen kaldırıyor, üzülmesin diye
sorunlarını çözüyor, başarısız olmasın diye sorumluluklarını üstleniyoruz.
Sonra da ilk zorlukta neden vazgeçtiklerini merak
ediyoruz.
Okul öncesi eğitimde buna benzer sahnelerle sık karşılaşıyoruz. Yaptığı kule yıkılınca ağlayan, istediği gibi gitmeyen bir etkinlikte kâğıdını buruşturan ya da "Ben yapamayacağım." diyerek ilk denemede vazgeçen çocuklar...
Bu tepkiler gelişimin doğal bir parçasıdır. Asıl
önemli olan, o anda yetişkinin nasıl davrandığıdır.
Çocuğun yerine etkinliği tamamlamak mı?
Yoksa biraz cesaret verip yeniden denemesi için
yanında durmak mı?
Çünkü çocuk tam da bu anlarda hayal kırıklığıyla
baş etmeyi, sabretmeyi ve yeniden başlamayı öğrenir.
Direnç geliştirmeyi zorlaştıran bir başka yetişkin tutumu da çocukları erken yaşta etiketlemektir.
"Çekingen."
"Hassastır."
"Çok çabuk ağlar."
"Yemeğini kendi yiyemez."
Elbette öğretmenini tanıması için bilgi vermek
önemlidir. Ancak bazen bu tanımlar, çocuğun henüz kendini keşfetmeden taşıdığı
görünmez etiketlere dönüşebilir. Çocuk, yapabileceklerini deneyimlemeden
"yapamayan çocuk" rolünü benimseyebilir.
Hayat çocuklarımıza her zaman kolay
davranmayacak. Bazen kaybedecekler, hata yapacaklar ve emeklerinin karşılığını
hemen alamayacaklar.
Biz onları bunlardan tamamen koruyamayız. Ama
bunlarla baş edebilecek gücü kazanmalarında onlara eşlik edebiliriz.
Belki de kendimize şu soruyu daha sık sormalıyız:
Çocukları gerçekten hayata mı hazırlıyoruz, yoksa
onları hayattan mı koruyoruz?
Santiago bize balık tutmayı öğretmiyor.
Emek verdiği şey elinden alınsa bile yeniden denize açılabilmeyi gösteriyor.
Çocuklarımızın da en çok ihtiyaç duyduğu şey budur.
Onların denizini sürekli sakinleştirmek değil...
Dalgalarla baş edebilecek kadar güçlenmelerine eşlik edebilmek.
Tutku METİN
Okul Öncesi Öğretmeni
Yorumlar
Yorum Gönder